BİTEN DEFTERE AĞIT #DENEME

Bitiyor defterim. Ömrümü nasıl gün gün tükettiysem defterimi de sayfa sayfa geride bıraktım. Yazdıklarımdan kimilerini paylaştım. Büyük bir çoğunluğu bana kalacak yine de.
Kim bilir belki bir gün bir sahafın indirim sepetinde meraklı bir el tarafından incelenir. Belki alınıp başka bir hayatın içinde varlığını sürdürecek belki de sepetin içinde kalacak. Zamanında içeri alınmadığı için yağmurlarda ıslanacak güneşle kuruyacak ve gün gelecek çürüyüp yok olacak.
O kadar çok itiraf var ki defterlerimde; her bitişte hüzünleniyorum o yüzden. Ucuna, kenarına notlar alarak sürdürmeye çalışıyorum birlikteliğimi, iyice berbat edip kalem oynatacak tek boşluk kalmayıncaya kadar. Fakat bitiyor işte. Bu defterin kapağı da belli bir zaman aralığının bütün gerçeklerini içinde saklamak üzere kapanacak birazdan.
Yeni bir defterle ilişkim genelde sıkıntılı başlıyor. Sayfalar yazdığım sayfanın üzerine kapanıyor, öyle her kalemin mürekkebini beğenmiyor, çantama sığmıyor. Sinirleniyorum, pişman oluyorum, eski defterlerimi arıyorum içten içe. Sonra bir bakıyorum, alışmışım, kopamıyorum, vazgeçemiyorum. Ama defter çoktan bitmeye teşne.
Bütün sırlarımla beraber kaldırıyorum dolabımın en kuytu köşesine. Hiç biri atılmaz, yakılmaz. Ne yaşadıysam, ne hissettiysem o satırlarda. Gölgem benimle yürüdüğü müddetçe benden başkasının dokunmasına da izin yok. Merak ediyorsunuz değil mi? Dokunmak karıştırmak istiyorsunuz değil mi? Dışarıdan bile olsa izinsiz bir dokunuş sınırsızca tanıdığım bütün kapitülasyonları iptal eder.
Ama en azından şu ipucunu verebilirim; çok unutkan olduğum için, çoğunlukla unutmak istemediklerimi yazıyorum. Kızdıklarımı, küfrettiklerimi, incindiklerimi yazıyorum. Ara ara açıp okuyorum kendi el yazımla kişisel tarihime düştüğüm notları. Bir de en başından beri asla unutmayacağımı bildiklerimi yazıyorum defterlerime. İçin için özlediklerimi biriktiriyorum.
Yazdıklarımdan benimle ilgili karakter analizi yapmaya kalkışanlar fena halde yanılıyorlar. Ama sen şu yazında böyle demiştin? Evet, öyle dedim ve neden öyle dediğimi de çok iyi biliyorum. O, o an için doğruydu. Şimdi seninle doğru değil o çıkarım. Üstünü örttüm, gizledim, eksik anlattım belki. Neyi ne kadar biliyorsun ki?
Özlediklerim dedim ya. Kimi özlemlerimin neye olduğunu bilmiyorum. Bütün sıkıntım da bundan kaynaklanıyor işte. “Sızım sızım sızlar içim, gözümde akmayan yaşlar” diyor ya Sezen Aksu; işte o şarkıdaki gibi; “neden, niye, kime bu özlem” bilmiyorum. Notre Dame’nin Kamburu gibi bir köşede oturup bana su verecek Esmeralda’yı bekliyorum. Fakat su vermeye kalkanlara da yeni defter muamelesi yaptığım çok olmuştur. Huysuzluklarım başlıyor hemen, bir alışamama durumu. Yaklaşanı pişman ediyorum maalesef. Ben kendimin farkına varıp da “napıyorum ulan ben” diyene kadar da zaman tükeniyor eski defterler dolabına giriyor su getirenler. Bardağı da bir güzel elime bırakıp gidiyorlar üstelik. Belki de bardağın boş olmasından var bunca gölgeli düşüncem.
İçimi döküyorum defterlerime. Bütün aşkımı, hüznümü eritiyorum sayfalarda. İçinde kaybolacağım o bir çift gözün sahibine sarılıyorum bu sayfalarda. Kendimi tüketiyorum satırların arasında. Fakat yoruldum; artık yeni bir defter istemiyorum. Özümün en kuytu köşesinde sakladığım o bilemediğim, çaresini bulamadığım sıkıntılı özlemi son bir kez ete kemiğe büründürüp bedenlemek istiyorum bir güzelde.

 Uyumsuz Bir Zihnin Not Defteri

Yorumlar