BUNLAR 18 AĞUSTOS'TA OLDU ve UNUTTUK BİLE! #DENEME


Beş yaşında var yok. Oturtmuşlar turuncu bir koltuğa. Şaşkın. Etrafına bakınıyor. Sesler var, bağıran seslenen insanlar. Dudakları büzülüyor ağlayacakmış gibi. Vazgeçiyor nedense. Şakaklarından süzülen kanı eliyle siliyor. Eline bulaşan kırmızılığı görünce afallıyor, ne yapacağını şaşırıyor. Elini silmeye çalışıyor acemice. Ayaklarından kafasına kadar toza bulanmamış tek bir hücresi yok. Bombalanan bir binanın enkazından çıkarılmış zavallı.


Hemen arkasından başka bir şey daha öğreniyorum. Bu kez olay İstanbul’da. Ablasının evinde kendi başına doğum yapmış biri. Göbek bağını kendi kesmiş. Yeni doğanı bir poşetin içine koyup, ağzını sıkıca bağlamış. Atmış kömürlüğe. Yarası dayanamayacağı ağrılara sebep olunca hastaneye götürülmüş apar topar. Orada ortaya çıkmışmış doğurduğu.


Ahh dedim duyunca, görünce. Ahh yavrucak. Bugün iki kez yandı içim o sabiler için. Lanet olsun diye avazım çıktığı kadar bağıracağım, ama yine içimde kalacak sesim. Göbekleri yüzünden kravatları kısa kalan kalın sesli muhteşem konuşmacıların her ölümü, her patlamayı “lanetliyoruz” cümlesiyle kutsamaları yüzünden sakil kalıyor bu kelime bile.

Elim kolum bağlı. Ne yapabilirsin ki zaten bağlı olmasa. Göğsünü siper etsen bile ölüler listesinde bir satır olursun en fazla. İnsanın içindeki en ufak mutluluk kıvılcımını bile söndürüyorlar. Bunları görüyorken, duyuyorken nasıl normal bir hayat yaşayabilirim? Kendi hedeflerime odaklanıp nasıl hayatımı güzelleştirmeye çalışabilirim? Nasıl tutacağım sevdiğimin elinden umarsız? Nasıl gözlerinin içine bakıp gülümseyebileceğim? Nasıl?

Ele geçtiğinizde ilk taşı atacak olan günahsızlardan bu kadar korkmayın ağalar, beyler. Onun atacağı taş sizinki kadar acıtmaz merak etmeyin. Ellemeyin artık, suçsuza, güçsüze. Sıradan insanları hainliğinize ortak etmeye çalışmaktan vazgeçin. Yeter!




Yorumlar