EKMEK #DENEME

Yerli olur, yersiz olur düşünmeden, gelene geçene laf atan bir delikanlı var bizim mahallede. Otuzuna gelmemiştir henüz. Neredeyse herkes tanır, ama tanıyanların tamamı adını bilmiyordur. Ben bilmeyenlerin tarafındayım, çok gerekmedikçe de öğrenmeye niyetim yok.

Ağaçların gölgesiyle yıkanan demir çitlere sırtını dayamış bana bakıyordu. Parmak arası terliklerimle zorluklar içinde attığım adımları sayıyor gibiydi. Yeterince yaklaştığıma kanaat getirince “ne sıcak hava” dedi. “Öyle valla” dedim bakkala olan yürüyüşümü durdurmadan. “Denize gittin mi?” diye sordu tam önünden geçerken. “Bu sene ayağımı suya sokmuş değilim” dedim. (“Ağustos’u yarıladık”) diye düşündüm sonra. Bırak denize, havuza girmeyi dondurma bile yemedim daha. Güzelce kesilmiş, üçgen bir karpuz dilimini eritmedim ağzımın içinde henüz. Yaz başladığından beri içmeye de gidemedim, önceden anlaşma gereği olmadan buluştuğumuz yere. Kendi kendime acıdım hiç gereği yokken. Uyuz oluyorum bu çocuğa. İçimdeki bir şeyleri tetikleyip duruyor.
Ulan ne kadar çok şeyi özlemişim de haberim yokmuş. Nasıl da kaptırmışım kendimi hayatın çarkına. Ben hareketsiz duruyorum sanıyorum, ama dönüp duruyormuşum. Döndükçe gözümün önünde renkli çizgilere dönüşüp kendini gizliyormuş gerçekler.

Ekmek alacaktım, vazgeçtim. Cebimdeki paraya baktım. (“Yetiyor”) diye karar verip, dondurma dolabının başına dikildim. “Şu sandviç gibi olanlardan versene” dedim imdada yetişen bakkal çırağına.

Neyi bekleyecektim ki; karar verdim ve oldu işte. Yaz geldiğinden beri yapılmayanları dondurma ile eritmeye başladım. Üstüm başım yapış yapış olup da evde vakit kaybetmezsem olur bu iş bence.

Eve geri yürürken tekrar rastlaştık. Elimdeki dondurmaya bakıp; “hayat sana güzel be ağbi” dedi sırıtarak. Uzattım dondurmayı, almadı. Ekmek, en az iki gün tokluk, dondurmaysa en fazla bir saat. Bilmiyor tabi. Gülümsedim. “Tabii bana güzel olacak” dedim devam ettim, terliklerimi sürümeye, başka dehlizlere dalarak.




Yorumlar