SUPERMEN FELÇ OLDU #DENEME

Benimle yakından temas etmeyenlerin gözünde kötümserin önde gideniyim. Olaylara, başıma gelenlere karanlık tarafından bakmayı adet edinmiş biriyim onlara göre. Haklılar mı acaba diye düşünmedim değil?

Başarının, iyimserliğin, motive bir yaşam sürmenin “gerek şart” olduğunu pompalayan bir dünyanın içinde yaşadığımızı kabul edelim Ağır bir mesaj bombardımanı altındayız.  Derde dönüştüğü için artık çözülmesi imkânsız gibi görünen kimi sıkıntıların arasında bir umut vahası bahşediliyor insanlara. “Bak! 
O başardı, sen de başarabilirsin. Şunları ve bunları eksiksiz yaparsan senin de başarmaman için hiçbir sebep yok. Senin ondan farkın yok!”

Çocuk yaşlarımı sürerken kahramanım Süperman’di. Kurşun bile işlemiyordu adama, yardım çağrısını nerede olursa olsun duyuyor, o muhteşem peleriniyle süzülerek olay mahalline intikal ediyordu. Gözlüğünü takıp, alnına düşen perçemi geriye yatırdığında az önce yardım ettiği insanlar bile tanımıyordu onu. Tanrının insanlara armağan ettiği muhteşem bir varlık. Geceleri yastığa başımı koyduğumda onun gibi uçmayı hayal ederdim. Dokuz yaşındayken kollarını boynuma bağladığım hırkayla ellerimi yumruk yapıp önümde tutarak yokuş aşağı koştuğum için ‘süpermanyak’ lakabı uygun görülmüştü arkadaşlarım tarafından. Birkaç yıl bu isimle çağırıldım. Sonra ki yıllarda kimi durumlarda geliştirdiğim sivri zekâ ürünü çözümlerim nedeniyle bu lakabım “ayzek” olarak değiştirildi. Ben bunun Newton’a bir gönderme olduğunu düşünmeyi tercih ettim, zira kimilerince bana doğrudan ‘gerzek’ diyememenin sonucu olarak çıkmıştı bu isim de.

Yıllar geçti. 20 yaşındaydım. Bir yandan çalışıp bir mesleğin ilk öğretilerine uyum sağlamaya uğraşırken, bir yandan iş hayatının hangi civcivli alanında boy göstermemin daha doğru olacağını düşünüp durduğum günlerden bir gün; bol dedikodulu bir eki olduğu için annemin zevkle okuduğu gazeteyi açtım. ‘Süperman felç oldu!” Daha haberin başlığını okurken içimde bir şeyler sızlamıştı. “Süperman serilerinin ünlü oyuncusu Christopher Reeve bir film çekimi sırasında attan düştü. Oyuncunun boynundan aşağısının felç olduğu bildirildi.”

Makine gibi görünen bir elektrikli sandalyede çekilmiş bir fotoğraf vardı haberin alt köşesinde. Nice hayallerime konu olan kırmızı pelerinli adam, 1995 yılında bir daha eski haline dönemeyecek kadar büyük bir kaza geçirmişti.

İşte o zaman değişti bende bir şeyler. Harekete geçemediği için hayalleri kursaklarında nice insanlar olduğunu fark ettim. Bir şeyler bizi engelleyebilir, durdurabilir ve bunun için elimizden bir şey de gelmeyebilir. O üzerimize her yandan yağan mesajlar; kimilerinin umutlarının sürmesini sağlıyordur elbette. Hatta belki de başaranlarımız bile oluyordur bu sayede. Bir yıl önce rüyasında bile göremeyeceği hayata ilk adımlarını atanlar da mutlaka vardır.

Benim anlatmak istediğim noktaysa aynı anda yarışan sekiz kişinin de yüz metreyi birinci bitiremeyeceği. Yarışçıların hepsi bilinen tüm tekniklerle antrenman yapıyor. Kazanma hırsıyla doğmuşlar, ama o coşkulu sporculardan sadece biri yarışı kazanıyor. Hayatın kazanmak kadar kaybetmekle de ilgisi olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu anlarda bile yaşamın içinde bir keyif anı yakalanabilir. Gülümsenebilir.

Ahkâm kesmek gibi bir niyetim de yok. Kimin ne yaşadığını bilemem tabii. Sadece kendi bilgimle, görgümle birkaç kelimeyi bir araya getirmeye çalışıyorum. Kötümserlik aşılamak değil niyetim. Başarabiliriz elbette, hedeflerimize de ulaşabiliriz. Ama aklımızın bir kenarında bulunsun Süperman’in felç olduğu. Hayatın karanlık bir tarafının da olduğunu bilelim, unutmayalım.


Yorumlar