UZAK DURULMASI GEREKEN SOY #DENEME

Uzak durulması istenen bir ağaç mıydı yoksa soy mu?

Merak doğamızda var. Konuşmaya başladığımız andan itibaren merakımızı gidermek için sorular sorarız. Sorduğumuz ilk sorulardan biri de bu merakın bir sonucu; “Ben nasıl oldum?”

Uzmanlar, çocukların cinsellik ile ilgili keşifleri ve soruları genellikle iki yaş civarında başladığını söylüyor. "Ben nasıl oldum?" en çok sorulan sorulardan biri. Bu soruya karşılık dünya genelinde çocuklara verilen "Seni leylekler getirdi." yalanı en doğru yalandır diyebiliriz. Çünkü Freud’a göre leylek masalındaki kuşun ne anlama geldiğini idrak edebilirsek gerçeği de görebiliriz. Uzmanlar genellikle yalan söylemek ya da soruyu geçiştirmek yerine çocuğun anlayabileceği şekilde doğal süreci anlatmanın en doğrusu olduğunu savunuyor. Freud da aynı görüşte; 





“Dinsel öğretilerin içerdiği gerçekler öylesine bozulmuş ve sistematik olarak tanınmaz hale getirilmiştir ki; insanlık onları gerçek olarak kabul edemez. Bir çocuğa yeni doğan bebeklerin leylek tarafından getirildiğini söylememizle aynı şeydir bu. Burada da bu büyük kuşu neyi belirttiğini bildiğimizden, gerçeği simgesel bir görünümle anlatırız. Fakat çocuk bunu bilmez; o ancak çarpıtmayı duyar ve kandırıldığını hisseder ve bizler asiliğinin ve yetişkinlere olan güvensizliğinin bu izlenime sıkı sıkıya bağlı olduğunu biliriz. Biz, gerçeğin bu tür çarpıtmalardan kaçınmanın ve çocuğa olan bitenin gerçek halinin bilgisini, onun entelektüel gelişim aşamasına uygun bir biçimde sunmanın daha doğru olacağı sonucuna vardık."

Sigmund Freud


Çocukken başlayan nasıl olduğumuza dair merakımız, zaman ilerledikçe başka bir boyuta geçiyor; "Biz nasıl olduk?" 

İnsanlık tarih boyunca bu dünyaya nasıl geldiği ile ilgilenmiştir. Dünyanın neredeyse her bölgesinde bir yaradılış efsanesi dinleyebilirsiniz. Efsaneler ve kutsal kitaplarda anlatılanlar, kasıtlı olarak tahrif edilmiş ya da üstleri örtülmüş olabilir mi?  En çok bilinen iki yaradılış öyküsüne kısaca göz atalım...



1-Enuma Eliş

İlk efsanemiz Enuma Eliş. "Vaktiyle gökyüzünde..." anlamına gelen Enuma Eliş, Babil uygarlığının yaradılış destanının ilk iki kelimesidir. Köklerini Sümer mitolojisinden alır fakat dünya üzerindeki birçok mitolojik hikâyeye kaynak olmuştur. Yedi adet kil tablet üzerine kazılı destan, yerin ve göğün isimleri yokken nehirlerin tatlı suyu Apsu, denizlerin tuzlu suyu Tiamat ve kaosun rahmi Mummu’nun sudur etmesiyle başlar. Apsu ve Tiamat kelimeleri 'gayya kuyusu', 'derin uçurum' ya da 'boşluk olarak çevrilebilir.

Bu destandaki tanrılar kutsal balçıktan çifter çifter meydana gelirler. Anu ve Tiamat’ın çocuklarından Lahmu ve Laham kumlu toprağı ve  balçığı, Anşer ve Kişar gökyüzü ve denizin ufuklarını, Anu gökleri ve Ea da yeryüzünü simgeler.

Apsu ve Timat’ın çocukları yeryüzünü ve gökyüzünü doldurur. Fakat Apsu çocuklarının gürültüsünden rahatsız olur. Tiamat’a çocukları cezalandırmak istediğini ve onları yok etmek istediğini söyler. Tiamat çocuklarının önüne geçer ve “Kendi yarattıklarımızı nasıl öldürürüz?” diyerek karşı çıkar. Fakat genç tanrılar Apsu’nun planını duyarlar ve ona karşı ayaklanırlar. Ea, Apsu’ya karşı zafer elde ettiyse de Tiamat’ı yenemez. İşte burada devreye Ea’nın muhteşem oğlu Marduk girer. Dört canavarın çektiği bir fırtına arabası kullanarak Tiamat’ın karşısına çıkar. Marduk, Tiamat’ı devirdikten sonra göklerin ve yeryüzünün düzenini sağlar. Yenilmiş tanrıların gördüğü hizmetlerin ağırlığından yakınması üzerine de onların görevini yüklemek üzere insanı yaratır. 

Ek bir bilgi: Marduk'un sürdüğü arabayı koştuğu dört canavara Eski Ahit’te Hezekiel’in vizyonunda ve Yeni Ahit'te Yuhanna’nın kıyamet alametlerini anlattığı Vahiy kitabında da yer verilmektedir.

"Her yaratığın dört yüzü vardı: Önde dördünün yüzü insan yüzüne, sağda dördünün aslan yüzüne, solda dördünün öküz yüzüne, arkada dördünün kartal yüzüne benzer bir yüzü vardı."
Hezekiel 1:10

Tahtın önünde billur gibi, sanki camdan bir deniz vardı. Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle kaplı dört yaratık duruyordu. Birinci yaratık aslana, ikincisi danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi. Dördüncü yaratık uçan bir kartalı andırıyordu.
Vahiy  4:6-7


Aynı yaratıklarla Horus'un dört oğlunu bağdaştırmak mümkün. Ayrıca bu yaratıkları 'Dünya' ve 'Kader Çarkı' isimli tarot kartlarında da görebilirsiniz.


2- Sümer Yaradılış Destanı



Başlangıçta ilksel deniz vardı diye başlar Sümer destanı. Bu ilksel denizle Tevrat ve Kur'an-ı Kerim'de de karşılaşıyoruz.



“Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı. Ve yer ıssız ve boştu; ve engin yüzü üzerinde karanlık vardı; ve Allah'ın ruhu suların yüzü üzerinde hareket ediyordu.” 

TEKVİN 1:1-3

"O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde yaratandır. "
Hûd suresi 7

Sümerlere dönecek olursak hikâye şöyle devam ediyor; İlksel deniz, gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı vücuda getirdi.

“Gök ile yer dağının ardında, Anu, Annunakileri (ardıllarını) dölledi.”

Anu ile Ki’nin birleşmelerinden hava tanrısı Enlil doğar. Enlil yeri ve göğü ayırır. Bundan sonrasında Enlil, tıpkı Marduk gibi göklerin ve yerin düzenini sağlamakla uğraşır. Destanda bu dönemde yaşayan insanların yemek yemeyi bilmedikleri, giysi giymediklerini, koyunlar gibi ağızlarıyla ot yediklerini anlatır.

"İnsan henüz anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti."
İnsân suresi 1

Her şey tamam olduktan sonra insana yaşam soluğunun verildiği anlatılır Sümer destanında. Enlil’in Sümer panteonunda ikinci sırada bulunan kardeşi Enki’nin bir oğlu var; Adapa. Sümer Kralları listesinde ulusun ilk lideri olarak geçer. Kimi anlatılarda insanların atası olarak tasvir edilir. Yarı fanidir. Hatalı bir hareketinden sonra cezalandırılmak üzere Anu’nun önüne getirilir. Adapa’nın koruyucu tanrısı Ea, Adapa'yı cennetteyken herhangi bir şey yiyip içmemesi konusunda uyarır. Eğer yerse öleceğini söyler fakat aslında tam tersidir. Cennetteki yiyeceklerden tatması halinde ölümsüz olacaktır. Adapa hakkında hüküm verileceği gün Anu ona yiyeceklerden ikram eder. Adapa “Bir başkası bana yemeyeceksin, içmeyeceksin dedi.” diyerek kendisine sunulanları reddeder. Anu öfkelenir ve Adapa’nın yeryüzüne atılmasını emreder.  Bu anlatı, Eski Ahitteki yasak meyve ve ağaç meselinin kaynağı gibi görünüyor.

Burada bir parantez açalım. Destanlar ile kutsal kitapların bağlantılarını ortaya koyarak birinin diğerine karşı değersizliği savunmak niyetinde değiliz. Aksine kutsal kitaplarda yazılanların tarihi kayıtlarla örtüştüğü de söylenebilir. Eski Ahit yazarlarının Ortadoğu efsanelerinden etkilendiği bugün büyük ölçüde kabul edilmektedir. İsrailoğullarının kendilerine indirilen dini uzun yüzyıllar boyunca bugünkü gibi kabul etmediği bilinmektedir. İlk Yahudiler için Yehova savaşlarda varlık gösteren fakat bereket tanrısı Baal’in yerini tutmayan bir tanrıydı. Anlatılan kimi mesellerin birçoğuna açığa çıkmış tarihsel kayıtlarda rastlayamıyoruz. Örneğin Musa’nın halefi Yeşu’nun Filistinlileri yerlerinden attığı ve hesapsız kan dökülen savaşla ilgili tarihsel bir veri ile karşılaşamıyoruz.  Kutsal kitaplarda anlatılan kişi ve olayların büyük bir kısmının tarih kayıtlarında olmamasının İbranilerin başlarından geçen olayları Babil Sürgününe kadar yazılı hale getirmemesi ile yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz.

Sümer ve Babil anlatılarına dönecek olursak; efsanelerde anlatılan güç ve iktidar mücadelelerinin, doğanın zamanın insanları tarafından tasvir edilmesi olarak görmek; anlatılanlardaki gerçeklik payını yok saymakla eşdeğerdir. Bir yerlerde bir şeyler olduğu muhakkak. Olanlar önce sözlü geleneklerle sonra da yazıya dökülerek bize kadar aktarıldı. Aradan geçen zaman içerisinde değişmeleri ve tahrif edilmeleri olanak dâhilinde. Gerçek dışı gibi gelen olayların ortak bir kaynaktan beslendiği çok açık. Marduk Babil semalarında şimşeklerle, ejderha binicisi Tiamat'ı yok ederken dünyanın başka bir köşesinde Zeus, Kyklopların ve Hekatonkheirlerin hediye ettiği şimşek ve ateşin sağladığı güç sayesinde babası Kronos'u öldürüyor.


"Şu ağaçtan uzak durun!"


Elma/ağaç meseline dönelim. Kutsal kitaplarda yasak edilen ağacın meyvesinin elma olduğuna dair bir hüküm yok. Elma benzetmesi için genellikle Herkül'ün Altın elma hikâyesinden esinlenildiği iddia edilir. Yasak meyve olayı Tevrat'ta Yaradılış bölümünde şu şekilde anlatılıyor;

"Ve Rab Allah adama emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün."
Yaradılış 2:16-17
 Aynı konu ile ilgili Kur'an'da bir den çok ayet var.

"Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz."
Araf 19

Bu iki örnek sanırım yeterli olacaktır. Tevrat'ta iyilik ve kötülüğü bilme ağacı olarak gösterilen ağaç Kur'an'ı Kerim'de 'şu ağaç' olarak tanımlanmıştır.

Latince harflerle Kur'an'daki ifadeyi yazacak olursak;

"Ve ya âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kula min haysu şi'tuma ve lâ takrebâ hazihiş şecerete fe tekûnâ minez zalimin."

Kimi yorumcular ayette geçen şecere kelimesinin ağaç değil, soy olduğunu iddia ediyorlar ki; günümüzde şecere denilince ilk akla gelenin 'soy ağacı' olması da bu iddiayı destekler nitelikte. Ya gerçekten şecere ile kast edilen ağaç değil de soy ise! Uzak durulması gereken bir soy...

Bu iddiayı doğru kabul edelim bir an için. Meselin devamına bakacak olursak o tehlikeli soydan uzak durulmadığını idrak etmek zor olmasa gerek. Önce Havva, sonra da Âdem yaklaşmış o tehlikeli soya. Ebedi ceza olarak görülen yeryüzüne atılmanın gerçek sebebi bu olabilir mi?

Ne demişti Freud; "...Dinsel öğretiler içerdiği gerçekler öylesine bozulmuş ve sistematik olarak tanınmaz hale getirilmiştir ki; insanlık onları gerçek olarak kabul edemez." 

İnsanlık bu konudaki gerçeği ve olayların tam olarak nasıl olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyecek. Bu durumun içine gömülüm kalmamak için yapılacak en doğru hareket belki de Nietzsche'ye kulak vermek olacak. "Ebedi gerçeklik olmadığı gibi, mutlak doğru da yoktur."

* Metinde yer verilen Eski ve Yeni Ahit ayetleri, Kitabı Mukaddes Şirketinin 2000 yılında basılmış olan Kitabı Mukaddes çevirisinden alıntılanmıştır.
* Metinde yer verilen Kur'an-ı Kerim ayetleri Diyanet İşleri Başkanlığının çevirisinden alıntılanmıştır.






Yorumlar